
Ölüm üzerine saatlerce konuşabilirsiniz. Bu konuşmada sıkılmadan düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. Temeliniz, düşünceleriniz sağlam olabilir.
Ancak teori ve pratik hakikaten farklı şeyler.
Düşünceler kusursuz ama fiziksel gerçekler kusurludur.
Ölümle karşılaştığınızda ise hiçbir şey net değil. En azından bir süre.
Hayattaki eksikliği pek kavrayamıyorsunuz. Verdiğiniz tepkiler otomatik tepkiler.
İşte tam da bu ne yapacağınız bilemediğiniz durumda sizi yönlendiriyor insanlar.
Defin ruhsatı alınacak… Alalım…
Belediye aranaca… Arayalım…
Mezarlığa gidilecek… E gidelim…
Sizin ne yapacağınız bilemediğinizi gören insanlar size yapmanız gerekenleri söylüyorlar.
Ölümdeki bürokrasiyi öğreniyorsunuz.
Öleceğini bile bile sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan insanlar olarak ölümle karşılaşmak çok zor.
Esasen “ölüm”e ifade ettikleri bağlamında bakarsanız çok önemli görülmüyor artık. Televizyondaki ölüm haberleri bunu biraz normalleştirdi.
Ama yakınınıza geldiğinde işin ciddiyetini kavrıyorsunuz. Şok halindeyken nabzınıza göre verilen şerbetlerle biraz da olsa hafifliyorsunuz.
Ölümü anlayışımız, kaybettiğimiz yakınımızı artık göremeyeceğimizi anladığımızda anlam kazanıyor.
Bir yerden sonra söyleyecek bir şey de kalmıyor. Ne söylenirse söylensin boş olan bir döneme giriyorsunuz. Geçmiş defterler kapanıyor.
Geçmiş zamanlar hatırlarken aslında biraz da kendimiz için korkuyoruz.
Ölüm insanı şimdiki zamana döndürüyor.

